Yok ! Yok ! Yok !

İnsanlar geçmişten bu yana hep var olana değil de yok olana odaklıdır. Bunu bilinçli şekilde değil tamamen alışkanlık ve bilinçdışı sebeplerden ötürü yaparlar.

“Yok” olana odaklanmak

Ne demek “Yok olana odaklanmak ?” yani elinde hali hazırda var olan dikkatini çekmiyor tam aksine yok olan yani olmayan şey dikkatini çekiyor. Geçmişte bu konuya az da olsa değindiğim Kötüye odaklanma An da kal makalemde çok çok kısa bir bilgi ve hatta bir örnek vermiştim. Orada verdiğim örneği tekrar burada da vermek istiyorum.

Dişçiye gidip bir dişinizi çektirdiğinizde diliniz bir süre o boşluğa kayar ve saniyelikte olsa kötü hissiyat yaşatır. Nedir bu hissiyatlar ? Örneğin daha önce diş doktoruna gidip diş işlemi yaptırmamış birisi iseniz “Yaşlanıyorum artık” hissiyatı getirebilir. Ya da ” dikkatli olmazsam başıma daha kötüsü gelebilir ve tüm dişlerimi kaybedebilirim” korkusunu getirebilir.

Aslında bu gelen hissiyatlar odak kaymasıdır. Evet Odağını sürekli bir yerde tutmak ilk zamanlarda oldukça zor olacak fakat bunun üstesinden gelmek oldukça kolaydır hatta durumu otomatik pilota bağlaman dahi mümkün. Bu nu başka bir yazımda ayrıca paylaşırım. Şimdi gelelim tekrar konumuza.

O diş olmasa bile sen  beslenmene devam edebilirsin değil mi? hiç bir şekilde hayati durumuna zarar vermez. Yani ah vah etmene gerek yok bu durum için. Çünkü bilirsin ki ya yeni bir dişin çıkacak tekrar, ya da yenisini yaptıracaksın. Kaldı ki yaptıramasan bile paragrafın başında da söylediğim gibi sağlığını etkileyecek hiç kötü bir durum yok. Burada odak noktan sağlığın olmalı.

Bazı sosyal medya gruplarına üyeyim, okuduğum o kadar çok serzeniş var ki.

Farkındalığınız geliştiği zaman bu serzeniş sahiplerine üzülüyorsunuz. Çünkü onların, o anda yük olarak sandığı şeylerin aslında ne olduğu, hangi sebepten kaynaklandığını ve bu durumu yaşayan kişinin nasıl kurtulacağını  biliyorsunuz ama bunu karşı tarafa anlatmak oldukça zor olacağı için vazgeçiyorsunuz. Çünkü buna harcanacak olan enerji oldukça değerli.

Odaklanmanın hayata etkisi ?

En yakınlarından bile bu yokluk isyanını duyman olasıdır. Hatta kendi  kafanda konuşan o maymuncuk bile sürekli yok olanı hayatına çekmek ister. Mesela evin var işin var ama borçlarından yakınıyorsun.  İşte tam da burada büyük resme odaklanman gerek. Hemen bir senaryo düşünelim eğer evin olmasaydı mevcut borçlarının üzerine ev kirası eklenebilirdi değil mi yada aynı şekilde eğer işin olmasaydı en kötü peyder pey ödeyeyebileceğin borç için “nasıl öderim bunu” diye kara kara düşünüyor olurdun değil mi?

Halbu ki EVİN de var İŞİN de! işte bunu, o maymuncuk konuştuğu zaman yüksek sesle kendine hatırlatman gerek.

İnsanların çoğu zora düştüğü, aniden bir sıkıntı içine girdiği zaman hemen o olumsuz düşünce girdabına kapılıveriyor. Eğer kendine gelip “napıyorum ben” sorusunu cevapladığında ve kendine yeni bir rota çizdiğinde, o girdaptan kurtulma biletini alıyorsun.

Tam aksine düşünceler düşünceleri kovaladığında ise o girdabın içinde kaybolup gidiyor sonucu ise depresyon oluyor.

Böyle sorunlar oluştuğu zaman hemen elinizdekilere odaklanın. Çünkü neye odaklanırsanız onu büyütürsünüz. Borcun içindeyken yine borcu neyle ödeyeceğinize odaklanırsanız sadece borcunuzu büyütmekle kalırsınız.

Bunu somutlaştırmak için kendinize şu simülasyonu yapabilirsiniz. Kendinizi bir ayna olarak simgeleyin. Aynaya hangi görüntüyü verirseniz ne yöne çevirirseniz tam karşısındaki görüntüyü çoğaltır değil mi? Siz de ayna olarak hangi yöne bakarsanız onu çoğaltırsınız. Yine ayna olarak somut örnek veriyorum bir çiçeğe bakarsanız o çiçeği çoğaltırsınız aynı şekilde kötü görünümlü bir şeye bakarsanız da o çoğalacaktır.

Hemen her ne şekilde bir sorun yaşıyorsan elindekilere odaklan. Yapabileceğin şeyler illaki vardır. Aşırı düşünmek, aslında olmayan problemleri var mış gibi algılamana neden olur. O yüzden gereksiz şeyleri, halledilebilecek olan şeyleri düşünmekten vazgeç enerjini asıl sorun olan şeyler için harca.

Hayatını iyileştirmek senin elinde. Sana Polyanna ol demiyorum fakat her durumda senin için iyi birşeyler saklı olduğunu bil. Evren bu şekilde çalışıyor çünkü.

Hayatının Kontrolünü Eline Alman için gereken 5 Bilgi

  1.   Güne başlarken meditasyon yapdaha önce hiç yapmadıysan en azından dene hiç bir şey kaybetmezsin. Ben genelde bu meditasyonu yapıyorum. Yine aynı şekilde Tuncay Yeşilpınar’ın meditasyonlarından da kendimi akord etmeyi öğrendim.
  2.   Yatmadan önce ve sonra Su içBunun için yatağının yanında su bulundur. Sabah kalkar kalkmaz su içmek sana enerji verecektir. Özellikle Suyu kodlayarak içmek sana muazzam güç verecek. Suyu Kodlamak ile alakalı yazımı daha sonra paylaşacağım.
  3. Olumsuz olaylardan sonra “Bunun bana hediyesi nedir?” deAslında bu durumun bilinen karşılığı “her şerrin içinde bir hayr vardır” cümlesidir. Evrenin sana hiç bir garezi yok ve başına binbir türlü bela açmak için uğraşmıyor. Sadece yaptığın seçimler her ne ise onu yaşaman için gerekli olan ortamı sağlıyor. Bunu unutma ve seçimlerine dikkat et.
  4. Her gün 3 tane Teşekkür sebebi BulTeşekkür sebeplerini derin düşünceye dalarsan görebilirsin ve bir başladığın zaman devamı çorap söküğü gibi gelir. Örneğin, sabah yatakta gözlerini açtığın anda derin bir nefes al ve nefes alabildiğin için teşekkür et. işte bu kadar basit. 1. teşekkür sebebini buldun diğer 2 si sende..
  5. Nefes Egzersizi Yap – Nefes hayatımızda o kadar önemli ki. Aslında bir nevi vücudunun direksiyonu, nefes alış-veriş şeklin olduğunu biliyor musun ? En son ne zaman derin derin nefes aldığını düşün eğer günlük olarak nefes egzersizi yapmıyorsan muhtemelen bu zamanı hatırlamayacaksın. Çünkü sadece hayatı idame etmek için yani ölmemek için nefes alıyorsun. Halbuki durum bundan daha derin ve detaylı. Derin derin nefes alarak vücuduna verdiğin mesaj “rahatla ! Güvendesin !” mesajıdır. Vücudundaki hücreleri gevşetmek istersen günde 5 dk derin derin nefes alıp ver. Yine nefesin hayatımıza kattığı mucizeleri bir başka yazımda anlatacağım.

 

Şimdilik sevgiyle kal.. Beni takip et..

Neden Eşya Biriktiririz ?

Evet güzel bir soru. Neden eşya biriktiririz? Olayı derinden yüzeye doğru inceleyelim.

Eşyaları “bir gün nasılsa işe yarar” diye alıp evde tuttuğun oldu mu? Olaya sadece ev eşyası olarak bakma. Mesela çantanda lazım olur belki diye bulundurduğun vesikalık bir fotoğraf var mı ?

Aslında “lazım olur belki” diye alıp kenara ayırdığın her eşyayı enerjisel anlamda çağırırsın. Örnek vererek açıklayayım.

Evinde  “eğer patlarsa değiştiririm “diyerek fazla ampül bulundurmakla  aslında gönderdiğin mesaj  “evimde ampül patlasında değiştireyim” demekten başka birşey değildir.

Korku ile bağlantısı nedir ?

Kısacası hayata güvenmiyorum demektir. Bu durum tedbir almak gibi görünse de aslında korkunun ta kendisidir.

Düşünün bir otele gideceksin ve bir bavul hazırladın. Otelde havlu, şampuan, çarşaf yoktur diye bavuluna bunları alıyormusun ? Tabiiki almıyorsun çünkü o eşyaları orada bulacağından eminsindir. Biriktirilen her eşya aslında kendini emniyete almaktan ziyade korkudan ibarettir. “Ya şu olursa ” “ya bu olursa” bu korkular uzadıkça senin eşya biriktirmen de o oranda artar. Sadeleşmek ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsin.

Çünkü korkular, zincirleme diğer korkuları da yaratır. Korkulardan arınmanız için güvenmeniz gerekir. Korku ve sevgi enerjisi en güçlü enerjilerdir. Maalesef şu zamana kadar korku enerjimiz otomatik pilota bağlanmıştır çünkü geçmişten beri bize böyle öğretildi. Eğer bilinçli bir şekilde zihnini sevgi ve güven enerjisine çekmezsen zihnin otomatik olarak korku enerjisine güdümlü füze gibi kilitlenecektir.

Aslında bu durumdan kurtulmak oldukça basittir. Nasıl mı? Öncelikle küçük şeyler ile başla. Sürekli kullandığın çantanda ne kadar gereksiz malzemeler var hiç düşündün mü? Hemen şu anda çantanı aç ve içindekileri boşalt. Fişler, faturalar, resimler, kartvizitler.. hepsini çıkart. Sadece kullandığın malzemeler olsun.

Aynı şekilde masana şöyle bir gözat. Kullanmadığın ne kadar eşya var? Ne kadar kalabalık ? Kullanmadığın malzemeleri ya kullanacağını düşündüğün bir arkadaşına ver ya da masandan uzak bir yere koy ama mutlaka kullan.

Her nesne ve her eşya bir enerjiden oluşmuştur. Mesela çantanda bulundurduğun fişler borç enerjisini kendisine çeker. Eğer mutlaka fişleri biriktirmen gerekiyorsa bu, sürekli kullandığın çantan olmasın onun için ayrı bir yer ayarla ve orada biriktir. Ama bu biriktirdiğin yer kesinlikle çantan olmasın.

Eşya biriktirmenin sana verdiği bir diğer mesaj ise yetersizlik yani yoksulluk duygusudur. Peki nedir bu yetersizlik / yoksulluk duygusu ile eşya biriktirmenin ortak paydası ?

Öncelikle şuna bir açıklama getirmem lazım. Eşya biriktirmek denince genel anlamda her türlü eşyadan yada malzemeden bahsediyorum. Yani buzdolabındaki yada kilerindeki fazla yiyeceklerden tutun da kıyafet dolabındaki giymediğin onlarca eteklere kadar her türlü eşyanın aslında verdiği mesaj nedir biliyormusun ?

Sadece ama sadece yoksulluk..

Evet yanlış duymadın. Sen evrene, buzdolabında biriktirdiğin onlarca et ile şunu diyorsun.”Ben geleceğe güvenmiyorum belki önümüzdeki günlerde bunu alacak param olmaz şimdiden stok yapayım” işte bu istifleme mantığı direkt yoksulluk enerjisini tetikler.

Sen bunu belki kendine kolaylık olsun diye yapıyorsun. Yani “sürekli markete gidip gelmeyeyim dursun evin bir köşesinde” mantığı ile yapıyorsun ama aslında gerçekte yaptığın neden oldukça farklıdır.

Karantina günlerinde neredeyse herkes evine makarna stokladı ne acı verici değil mi. Bunu yapanlar eğer bu yazımı okuyorlarsa kendilerine bir öz eleştiri yapmalarını rica ediyorum. Neden stok yapma ihtiyacı hissettiler ?

Bu sorunun genelde cevabı “ne olup ne olmamak var ben stok yapayım elimde bulunsun” dur. Aslında arka planda çalışan mesajı ise ” benim BELKİ ileride bunu alacak param olmaz o yüzden şimdiden ne varsa hepsinden fazla fazla alayım” dır.

Bakın direkt maddi kazanca yönelik güdümlü füze nasıl da olumsuz duygulara doğru harekete geçti. İşte bu korku geçmişten büyüklerimizle gelen korkulardır. Önceden bu tür malzemeleri bulmak zor du hatta belki de lükstü. Ama günümüzde artık bu malzemelere ulaşmak oldukça kolay ve basit. Bunu sürekli aklınıza getirin. Kendi şehrinizde olmayan bir ürüne ulaşmak sadece bir TIK ile 1 dakikada mümkün.

İstif yapmanın şöyle bir kötü yanı da var. Yine makarna örneğinden gidiyorum. İhtiyacın olmadığı halde sırf istifleme mantığı ile 1 değilde 2 paket makarna aldığında ve o anda raftaki tüm makarnaları bitirdiğinde ona gerçekten ihtiyacı olanların karmasına katılıyorsun. O makarnaya gerçekten ihtiyacı olan birilerinin hakkına giriyorsun yani.

Evren de kaynak oldukça bol ve fazladır. Yeterki o bolluk alanında kal. Neye odaklanırsan o nu çoğaltırsın. Eğer sürekli “yok” a odaklanırsan bir süre sonra o “yok” dediğin şeylere hiç ulaşamayabilirsin. Mesela sürekli “param yok” diyorsan gerçekten de paran olmaz. Çünkü sen zaten “param yok” diyerek parayı istemediğini belirttin aslında kelimelerin gücü ile  ilgili yazımı buradan okuyabilirsin.

Eşya briktiren ve istifleyen kişiler aslında kendilerinde böyle bir rahatsızlık olduğunuz fark etmezler çünkü o davranışı kendi içlerinde normalleştirmişlerdir. Öyle ki sürekli etrafındaki kişiler de bu durumun anormal olduğunu anlayamaz.

EŞYALARA DUYULAN  DUYGUSAL BAĞ..

Bazı insanların eşyalar istiflemesinin sebebi duygusal bağlılıktır. Yani örnek veriyorum evinde bir sürü kullanmadığın kalem vardır atamamanın sebebi her birisinin hediye gelmiş olmasıdır. Bir önceki yazım sadeleş te de belirttiğim gibi her eşyanın bir enerjisi var ve kullanılmayan eşyanın enerjisi durağanlaşır. Ya o kalemi kullanacaksın ya da sen de hediye edeceksin.

Durağan enerji bir bataklık gibidir. o eşyanın olduğu alanda bulunmak ruhunu sıkar. hiç birşey yapmak istemezsin. Böyle zamanlarda farkındalığın açık olsun. Yani ne zaman o hissiyata kapılırsan hemen bulunduğun yerde uzun süre kullanılmamış bir eşya var mı yok mu ona bak. O eşyayı kullanmaya başladığında veya ortamdan uzaklaştırdığında enerjinin değiştiğini zaten farkedeceksin.

Yaptığın her davranışın zihinde belli sebepleri vardır. Buların farkında ol ve sürekli odağını VAR da tut.

Sevgiyle kal..

 

Sadeleş..

Şimdi küçük bir egzersizle başlayalım. Herkes her nerede bulunuyor ise oradaki tüm eşyalara göz gezdirsin. Örneğin işyerinizdeyseniz masanızın üzerine bir bakın.

Kullanmadığınız ne kadar çok eşya var ? Gün içerisinde gerek oluyor dursun deyip masanızı kalabalıklaştıran kaç adet malzeme var ?

İşte bu gördüğünüz dağınıklık aslında zihninizin bir yansıması. Zihniniz nasılsa yaşadığınız yer de ona dönüşüyor. Eğer kalabalık, dağınık bir masanız veya odanız var ise içinize dönüp hangi konularda karmaşıklık yaşadığınıza bakabilirsiniz.

Çok anlaşılır bir matematiği var aslında. Düzenli bir evde veya masada, aradığınız herşeyi bulabiliyorsunuz yani o aradığınız her ne ise bulmak için çaba sarfetmiyorsunuz. Dolayısı ile enerjinizi de harcamıyorsunuz. Birbirleri ile zincirleme bağlantıları var. Çoğu insanın davranışlarını incelediğinizde hayatlarında yeni kararlar almaya çalışanların veya yeni düzen oturtmaya çalışan insanların ilk önce masalarını veya dolaplarını düzenlemeye çalıştıkları görülür. Bunu yaparken de zevk alırlar. Aslında içgüdüsel bir harekettir bu zihinsel olarak oraya yeni enerjileri davet etmek için yapılan bir dürtüdür.

sadeleşmek

Ne kadar sade yaşarsanız hayattan o kadar zevk alırsınız. Bu zihniyeti belirlemiş herkesin tanıdığı insanlara göz atalım. Örneğin Acun ılıcalı. Sürekli neden siyah t-shirt giyiyor? Çünkü her sabah “ne giyeceğim?” sorusuna enerji harcamamak için. İnsanların büyük çoğunluğu “Bugün ne giysem?” sorusunu yanıtlarken harcadıkları enerjileri görseler eminim tek tip giyinirlerdi. Acun ılıcalı gibi bir çok dünyaca tanınmış kişiler dikkat ettiyseniz sade giyinmeye özen gösterir. Çünkü enerjilerini boşa harcamak istemezler.

Dağınık olmak

Dağınık olmak zihnin derinlerinde yaşanan bir durumdur ve bir çok kategoride incelenir. Örneğin “Dursun lazım olur..” denilerek alınan bir çok malzemeyi ele alalım. Bir çoğumuzun evleri daha önce hiç kullanmadığı, “Belki bir gün lazım olur “ denilerek biriktirilen eşyalar ile doludur. Bunun zihinsel yansıması aslında YOKLUK BİLİNCİ dir. Geleceğe ve hayata güvenmediğinizin göstergesidir.

Evinizde bu kategoriye uyan ne kadar çok eşya var şöyle bir düşünün. Zihin karmaşıklığı yaratan bu durumdan kurtulabilmeniz için yapmanız gereken şey çok basit SADELEŞİN.  Küçük küçük başlayabilirsiniz örneğin çekmecenizin içerisini düzenleyin gereksiz gördüğünüz şeyleri atın. Yaptığınız bu küçük hareket bile zihninizde bir alan açacaktır ve hafiflik hissiyatı verecektir.

Her eşyada enerji vardır dolayısı ile fazla eşya olan evlerde de eşyaların yarattığı enerji tıkanıklığı oluşur. Atamadığınız eşyanın üzerinde durup düşünün. “Acaba Neden Atamıyorum ?” diye. Mutlaka o eşya ile kurduğunuz enerjisel bir bağlantınız vardır. Ya hatırası vardır yada siz almışsınızdır. Ama mutlaka duygusal bir enerji ile bağlanmışsınızdır.

Eşyaların Enerjisi var mıdır ?

Örneğin o eşya her ne ise çok üzüntülü bir haber aldığınız bir sırada almış olabilirsiniz.Veya tam tersi durumda söz konusu olabilir. Belkide ilk maaşınızla aldığınız bir şeydir.  Bu bağlanmışlık eğer ileriye giderse sizin an da olmanızı engeller ve sürekli sizi geçmişte tutar ve bağlar. Bu eşyalarınızdan kurtulun veya kullanmaya çalışın. Örneğin çok sevdiğiniz bir arkadaşınız size bir kalem hediye etti ve atamadınız mı? O kalemi kullanmaya gayret edin. Bunu yapmanızın nedeni o eşyanın üzerinde oluşan durağan enerjiyi harekete geçirmektir. Durağan enerjiler bataklık gibidir. Sizi sürekli içerisine çeker ve boğulsanız da fark edemezsiniz.

Bir diğer dağınıklık kategorisi ise Erteleme durumudur. Baktığınız zaman “ertelemek nasıl dağınıklığa yol açıyor?” diye sorabilirsiniz. Mesela bir kağıt kesmek için makas alıp geldiniz ve işiniz bittikten sonra “sonra geri yerine götürürüm “ deyip o makası masanızda bıraktınız. İşte bunu yaptığınız an o masanızın etrafında istemsiz şekilde bir çok şey  daha birikmenin önünü açmış olursunuz.

Benzer benzeri çeker prensibinden yola çıkarak erteleme enerjisi de kendisine benzeyen şeylerin enerjisini de kendisine çekecektir ve siz bir süre sonra yorgun bıkkın bir hale gelmiş olacaksınız. “öff kim yapacak bunu” gibi cümleler oldukça tanıdık değil mi ? işte bu tarz cümleler makası masanızda bırakmak gibi küçük görünen hareketlerin sonucunda ortaya çıkan bir durumdur.

O yüzden hiç bir şeyi ertelemeyin. ertelenen her durum zihninizde tabiri caizse RAM yiyecektir. Yani  enerjinizi çalacaktır. Bir arkadaşınızı aramanız mı gerek ? hemen arayın. Bir mail mi göndermeniz gerek ? hemen gönderin. Zihninize böylece “aktifim” mesajı vermiş olacaksınız. Hayatınızı rüzgarda savrulan yaprak gibi yaşamak yerine kendi dümeninizi tuttuğunuzu fark edecek ve değişim sağlayacaksınız. Dağınıklığın hayatınızı tıkamasına izin vermeyin. Bu tıkanıklığı açmak ve enerjiyi hayatınıza akıtmak tamamen elinizde..

Sadeleşmeyi ruhunuzda da yaşamak isterseniz daha önceki yazımın içeriğinde de birşeyler bulabileceğini düşünüyorum 🙂

Sevgiyle kalın.

 

Kelimeler, Hayatınızı Yaratır!

Daha önceki yazımda Kelimelerin Gücü nü anlatmıştım. Buradan tekrar okuyabilirsiniz.

Kelimelerin hayatımızdaki önemi oldukça fazla. Karşı taraf ile İletişim kurabilmemizin en önemli araçlarından birisidir. Ama sadece karşı taraf ile değil kendimizle de iletişim kurabilmek ve hayatımızı şekillendirmek için de kelimelere ihtiyaç duyarız.

Gün içerisinde olaylara bakış açımızı ele veren bu cümleleri yakalamak zor değil. Mesela bir örnek vermek istiyorum.

Bir olay hakkında “ Bunu yapmam imkansız” diye bir cümle kurduğunuzda bilinçaltınıza bunu yapmanızın mümkün olmayacağı mesajını veriyorsunuz. Eğer gerçekten o şey her ne ise ve yapmanız mümkün değilse bile “ bunu yapmam belki zor olabilir ama deneyeceğim” diye cümlenizi değiştirdiğinizde kendinizi daha pozitif kodlamış olupi bir çerçeve içine sıkıştırmamış olursunuz.

Yine aynı şekilde “-se, -sa” kalıplarını mümkün olduğunca kullanmamamız gerekir. Çünkü bilinçaltımız şart durumunu hiç sevmez. Mesela “ Çok çalışırsam üniversiteyi kazanabilirim” cümlesindeki şart kalıbı bu cümleyi kullanan kişiyi görünmez bir çerçeve içerisine sokar ve kişide stres yaratır. Bunun yerine “ben üniversiteyi kazanabilirim” demek daha yerinde ve basittir.

Bir diğer sihirli kelimemiz ise “ama“ dır. “Ama” nın kullanımına yine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü “ama “ dan sonra gelen cümle dominant cümledir yani kendinizde yada karşınızdaki kişiye neyi empoze etmek  isterseniz o kelimeyi “ama“ dan sonra söylemeniz, beklediğiniz etkiyi yaratır. Yine başkasının gerçek düşüncesini öğrenmek isterseniz “ama” dan sonraki kurduğu cümleleri inceleyin. Bu açıklamamı bir örnek ile desteklemek istiyorum. Örneğin “ Yemek çok güzeldi ama yağı çok fazlaydı” gayet basit bir cümle. Burada vurgulanan ve etkiyi bırakan cümle yemeğin yağlı olması, yemeğin güzel olmuş olması hiç bir şekilde ifade yaratmıyor. Cümleyi eğer şu şekilde değiştirdiğimizi varsayalım  “ Yemek yağlıydı ama çok güzeldi” gördünüz değil mi ? aklınızda kalan ve olumlu ifade bırakan bir cümleye dönüştü.

Kendinizi de bu şekilde programlayabilirsiniz. Mesela yapmanız gereken bir görev var. Bunu kendinize “Bu görev zor görünüyor ama yapabilirim” deyin.

Asla kendinize “yapamam”, “olmaz”, “şanssızım”, “bahtsızım” gibi cümleler kurmayın. Söylediğiniz her kelime sizde bir iz bırakır ve her ne söylüyorsanız ona dönüşürsünüz. Sürekli “elimi attığım herşey kuruyor “ derseniz gerçekten de elinizi attığınız herşey tabiri caizse kurur hiç bir malın yada paranın bereketini göremezsiniz. Aslında siz öyle olduğunuz için bu cümleyi söylemiyorsunuz, o cümleyi kurduğunuz için öylesiniz.

Aynı şekilde “istiyorum” kelimesi de olumlu gibi görünse de aslında istediğimiz şeyin dışında hareket eder. Örneğin “Çok param olsun istiyorum” derseniz sürekli isteme modunda kalırsınız yada hep paraya ihtiyaç duyacağınız olaylarla karşılaşırsınız. Bunun yerine “para bana hep akar” ya da “Bolluk içerisindeyim” cümlelerini kurmaya özen gösterin. Kısacası kendinizde ne görmek istiyorsanız onu söyleyin. “Çok şanslıyım“ deyin bakın bir süre sonra nasıl şansınız yaver gelecek.

“Harika bir hayatım var”.

Bu cümle oldukça olumlu frekans içeren bir cümledir. Bu cümleyi her tekrar ettiğinizde frekansınız yükselecek ve gerçekten harika bir hayatınız olacak. Cümleleri söylerken dikkat etmeniz gereken şey bunun hissiyatında olmanız. “Harika bir hayatım var” derken gerçekten öyle bir hayatınız varmışçasına bir duyguyla söylerseniz. O hayatı tabiri caizse yaratmış olursunuz.

Yaratım sizin elinizde. Tek yapmanız gereken şey duygularınıza,  kelimelerinize ve düşüncelerinize dikkat etmek.

Affedebilmenin Gücü..

Affetmek mi ? Aman tanrım nasıl affedeyim? Yanına mı kalsın ? Affetmenin bana ne faydası var ?

Affetmek denilince insanların verdiği tepkiler genelde bu yönde maalesef. Çünkü affetmenin ne demek olduğunuz bilmiyorlar daha doğrsu affetmek, bize hep çok farklı duygular besletilerek öğretildi. Bize affetmenin karşı tarafa yapılan bir iyilik olduğu düşündürüldü. Affetedersek karşı tarafın yaptıklarına müsamaha göstereceğimiz öğretildi. Halbuki işin doğrusu böyle değil. Affetmek hiçbirşey olmamış gibi davranmak demek değildir. Bize bir tokat atana öbür yanağımızı uzatmak demek değildir. Tam tersine karşı tarafın ne olduğunu bilerek herşeyin farkında olarak Affetmeyi seçebilme gücüdür.

 

Affetmek özetle karşı tarafla kanlı bıçaklı olmadan mecazi olarak yolları ayırmak, arada görünmeyen bir çizgi çekip sınırları belirlemektir. Yolları ayırdıktan ve sınırlar çekildikten sonra da ortamı olduğunda yine o kişinin arkasından atıp tutuyorsanız o kişiyi affetmiş sayılmazsınız tam aksine kendinizi kandırdığınız bir aksiyona girmişsiniz demektir. Çünkü affettiğiniz kişi hakkında herhangi bir duygu beslemiyor, tamamen nötr olmanız gerekir. Eğer arkasından hala atıp tutuyorsanız iyi yada kötü bir duygu besliyorsunuz demektir.

Bzaen de kızgın olduğunuz kişi her zaman karşınızdaki kişi olmayabilir. Bazen kendinize de kızgın olabilirsiniz. Neden zamanında bunu onayladım ? Neden bunu yaptım ? Neden bu kadar fedakar oldum ? uzaaar gider. Bu sorular kendinize kurban rolünü üstlenmekten başka birşey değildir. Yaşadığınız hiçbir şeyi “tesadüfen” yaşamadınız. Hayat size birşeyleri öğretmek için tecrübe yaşatıyor hepsi bu. Hayatın size garezi yok siz ne yaşamak istiyorsanız neyi kendinizde eksik görüyorsanız o eksikliği tamamlayacak olaylar yaşar gerekli tecrübeleri edinirsiniz.

Bir süredir uyguladığım ve faydasını gördüğüm bir uygulamayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Örneğin bir kargonuz var şubeye teslim etmeye gittiniz ve önünüzdeki kişinin de teslim etmesi gereken 6 adet bavulu var. Yani ortalama olarak bir 10 dk kadar bekleyeceksiniz. Bu durumda muhtemelen kendi kendinize homurdanacak hatta biraz daha ileriye gidip sesinizi duyacakları şekilde şikayete başlayacaksınız.Öfleyip püflemek yerine “acaba bunun bana hediyeleri nelerdir?” deyin ve bırakın. Nerden biliyorsunuz işinizi hemen bitirdikten sonra karşıdan gelen bir aracın size çarpmayacağını ? Sizin için neyin hayırlı olduğunu bilemezsiniz ki ? Belki de 10 dk sonra çıktığınızda uzun süre görmediğiniz çok eski bir arkadaşınızla karşılaşacak ve çok sevineceksiniz. Halbuki hemen teslim edip gitmiş olsaydınız o arkadaşınızı görmeyecektiniz bile.

Size negatif gelen olaylar karşısında ah vah edeceğinize “ bunun bana hediyeleri nelerdir?” deyin. O andan itibaren zaten farkındalığınız artacak, yani odaya saklanan bir hediyeyi aramak gibi heyecanlı bir bekleyiş içine gireceksiniz. Acaba hangi iyilik le karşılaşacağım ? deyip bir arayış içinde bulacaksınız kendinizi. Hayatı zorlaştırmakta kolaylaştırmakta tamamen size bağlı.

Herkes affedebilir fakat bunda zorlanan insanların sayısı da azımsanmayacak kadar fazladır sebebi ise yukarıda bahsettiğim yanlış tanımlamalar ve büyüklerimizden gelen yanlış öğretilerdir.

Affetme güçlüğü çeken insanların zihinleri sürekli zehirli, kötü, öfkeli ve  kin dolu düşünceler üretir. Bu düşünceler bir süre sonra içsel konuşmaları, içsel konuşmalarda bir süre sonra senaryoları oluşturur.

Kişi bir süre sonra ürettiği bu senaryoya kendisi de inanır  çünkü kafasında sürekli olmayan bir olayı olmuş gibi canlandırıyor ve o duygu her ne ise sürekli onu beynine empoze ediyordur. Beyin tekrarı olan durumlara karşı koyamadığı için bunu gerçekmiş gibi algılıyor ve zincirleme olarak olumsuz duygular ve hastalıklar birbirini izliyor.

Bir duygunun bir hayatı nasıl mahvettiğine bakar mısınız ? Sizce Hayat bu kadar uzun mu ?

Affetmeye bir de şu açıdan bakın. Affetmek aslında karşı tarafa değil tamamen kendinize yaptığınız bir iyiliktir.  Burada affetmek kelimesi aslında özgür bırakmak demektir

O zaman cümleyi evriltelim; O kişiyi ya da kişileri sizin istediğiniz bir yapıda yada bir karakterde olmadıkları için özgür bırakın. Şimdi cümleye böyle bakınca ne kadar da rahatladınız değil mi ?

Affetmek kendinizi özgür bırakmaktır.

Şimdi burada hayal gücünüze ihtiyacım var. Kapadokyadaki uçan balonları düşünün. Bu özgürce uçmaya, gökyüzüne kavuşmaya çalışan balonun siz olduğunu hayal edin. Affetmediğiniz her kişi yada her olayı da bu sepete bağlı olan kum torbaları. Siz bu kum torbalarını tek tek aşağıya atmazsanız yani üzerinizdeki yüklerden kurtulmazsanız özgürce yükselip uçamayacaksınız. işte bu kadar basit.

“Bize yanlış davrandığını düşündüğümüz bir kişiyi affetmeliyiz. Bunu hak ettikleri için değil, bu haksızlıklara karşılık vermeye devam etmeyecek kadar kendimizi sevdiğimiz için.”

– Miguel Ruiz

 

Kelimelerin gücü

Gün içerisinde kullandığınız cümlelere hiç dikkat ettiniz mi ? En basitinden Nasılsın ? sorusuna nasıl cevap verirdiniz ?

 

Çevremizdeki çoğu insan “Nasılsın ?” sorusuna ya “iyiyiym” ya “sürünüyorum” ya “ idare eder “  “eh işte “ vb bunun gibi ya olumsuz yada belirsizlik içeren kelimelerle yanıt veriyoruz.

 

Gün içerisinde söylediğiniz bir çok kelime sizin ruh halinize istemli yada istemsiz modlar enjekte eder. Şunu kendinizde deneyin mesela. Enerjiniz düşük olduğu anlarda kendinize “ Süperim” “Kendimi çok iyi hissediyorum” gibi telkinler verin. Bu cümleler tabiiki sihirli değnek gibi bir anda modunuzu yukarıya çıkarmaz ama kendinizi takip ederek modunuzun nasıl yükselişe geçtiğine şahit olabilirsiniz.

 

Eğer genellikle “idare eder”  durumundaysanız ve bu cümleyi sürekli kuruyorsanız siz sürekli idare eden pozisyonda kalırsınız. Ya da “sürünüyorum” cevabını veriyorsanız tabiri cazise bahsettiğiniz şekilde sürünme(!) pozisyonunda kalırsınız.

 

Bilinçaltının doğru veya yanlış karar mekanizması yoktur. Şaka anlamaz. Yani bir ortamda sırf şaka olsun diye nasılsın sorusuna “sürünüyorum” cevabını vermişseniz bilinçaltınız bunu emir olarak alacak ve sistemi ona göre kuaracaktır. Yani gerçekten süründüğünüz(!) bir moda geleceksiniz. Tabiiki bu cümlelerin sıklığı ve cümleyi kurduğunuzdaki duygu durumunuz da çok önemlidir.

 

Kelimelerin gücü gerçekten azımsanmayacak kadar büyük. Kendinizi programlıyorsunuz bir nevi. Dilinizden ne dökülüyorsa o na dönüşüveriyorsunuz. O yüzden bir cümle kurarken iki kere düşünmekte fayda var.

 

Bu negatif frekanslı kelimelere başka bir örnek ise “Nefret ediyorum” cümlesidir. Günlük konuşmanızda ne kadar fazla kullanıyorsanız o kadar karamsarlık ve olumsuzluk peşinizi bırakmaz. Kendinizde test edin bunu. Örneğin 1 ay boyunca  bu “ Nefret ediyorum?” cümlesini kullanmayın. O cümle ağzınızdan çıkacakken kendinizi durdurun. Alternatif cümleler bulun örneğin “ bunu tercih etmiyorum “ gibi. Bakın hayatınızda ne gibi değişiklikler olacak.

 

Bazı insanların başlarına hep korktukları şeyler, olaylar, durumlar vs gelir hiç dikkat ettiniz mi ?.  Sonra da “ Ben demiştim” derler. Bu olasılığın iki yansıması vardır. Birincisi o istemediği olay her ne ise onu sürekli telaffuz ederek hayatına çekmiştir. Diğeri ise o olay yada durum her ne ise ondan korkuyor olmasıdır. Korku frekansı en yüksek frekanslar arasındadır. Yani olmasını istemediğiniz bir olay varsa üzerinde sürekli düşünüp adeta çekim girdabı oluşturursunuz. Bunun yerine olmasını istediğiniz olaya yoğunlaşarak bilinçaltınızı o tarafa yönlendirin. Örneklendirmek istersem Mesela bir sınavdan mı korkuyorsunuz ? Şunu yapmayın “ kesin kötü geçecek” “düşük puan alırsam ne yaparım” gibi olumsuzluk içeren cümleler kurmayın. Onun yerine sınavı kazandığınızı imgeleyin.

 

Sınav örneğinden gidecek olursam. Şu yöntemi de denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Kendinize sürekli sorular sorun. Ve kendinize cevaplar verin.  Örneğin “sınavı kazanamazsam ne olur “ sorusuna “ dersten kalırım” diye cevaplayın. bu sarmalı devam ettirin. Örneğin “ dersten kalırsam ne olur ?” sorusuna “ belki sınıfta kalırım “ deyin “ sınıfta bir sene daha kalsam ne olur “ sorusuna  “ ailem kızar “ deyin ve bu şekilde en kötüsü ve en dip şekilde soru sormaya ve cevap vermeye devam edin. Göreceksiniz ki kuyunun dibine indiğinizde bilinçaltınız rahatlayacak. Çünkü hayalinizde en kötüsünü yaşadınız. Unutmayın ki bilmediğiniz şey size stres yaratır. Siz o evreleri kendinize sorular sorarak ve cevaplar vererek yaşadınız ve en dibe kadar geldiniz. Bundan daha ilerisi yok. Hal böyle olunca o korktuğunuz durum her ne ise artık öyle bir korkunuz kalmamış olacaktır.

 

Kelimelerin gücüne tekrar dönecek olursam, Sürekli yapma, etme, yapmamalıyım, etmemeliyim gibi kelimeler kullanmayın. Bilinçaltınız kelimenin köküne bakar. Ne demek bu ? Yani bir olayı kendinize sürekli “hasta olmamalıyım” diye telkin ediyorsanız. Bilinçaltınız “Hasta ol” yada “Hasta” kelimelerini algıladığı için kendinizi bir süre sonra kötü hissedersiniz ve muhtemelen hasta olursunuz. bunun yerine yine “ hasta olmamalıyım” cümlesi üzerinden gidecek olursam “Sağlıklıyım” yada “Sağlıklı olmalıyım” gibi cümlenin “Sağlık” tarafının baskın olduğu cümleler kurmak gerekir.

 

Bilnçaltınızı bir çocuk gibi düşünün onu sürekli sevgiyle besleyin. Sevgi dolu düşünceler geçirin aklınızdan. Bu demek değildir ki dünyayı toz pembe görün. Hayır tam aksine olaylara sadece  at gözlüğü ile bakmayın. Yani birisi veya bir olay hakkında kesin hükümlü konuşmayın, “kesin şu sebeple yapmıştır” demeyin mesela. Kafanızda şüphe var ise muhatabına sorun düşüncenizi netleştirin. Unutmayın ki bilgi özgürlüktür.

Mutlu musun ?

Nasıl mutlu olunur biliyor musunuz? Aslında bir çok kişinin mutlu olma kriteri farklılık gösterir. Örneğin, “bir arabam olsa çok mutlu olurdum”. Ya da “şu kişiyle sevgili olsaydım çok mutlu olurdum” gibi.

Halbuki bu kriterler fiziki mutluluk(!) sağlayan şeylerdir ki aslında bana göre bunun adı haz dır . Mutluluk içten dışa doğru olur. Ruhunuz mutlu olduğu zaman zaten kendinize şuyum olsa buyum olsa diye kısıtlama koymadan da mutlu olursunuz.

İşte size bazı püf noktaları örneklendirerek anlatıyorum ki bazı söylemler havada kalmasın..

Mesela İnsanların nerede oturduklarıyla ilgilenmeyin.

Ne demek bu? Diyelim ki bir aile var çok kötü baraka gibi bir evde yaşıyor. Siz kendi kendinize

-neden bu evde yaşıyor ki?

-Halbuki o kadar da kazanıyorlar.

-Cimriliklerinden daha iyi bir eve taşınmıyorlar.

-ya demekki durumları çok kötü vah vah tüh tüh.

Gibi gibi aklınızdan bu ve buna benzer cümleler ve sorular uzayıp gidiyorsa ayağınıza taşı bağladınız demektir. Ne demek “taş bağlamak”?. Yazımın ilerleyen kısımlarında anlatacağım.

Bunun tam terside mümkün olabilir. Diyelim ki bu aile villada yaşıyor. Gayet güzel ve nezih bir yerdeler.

Yine siz..

-o kadar borçları var neden bu evde yaşıyorlar ki?

-villa diyorlar kendi kendilerine ama bu bildiğin müstakil ev?

-ne gerek vardı daha normal bir evde de yaşayabilirler.

Gibi gibi uzaar gider bu yargılamalar. Zihninizin sınırı yoktur. Fakat her  cümleniz aslında sizin Zihninizin aynasıdır. Mesela son cümledeki “normal bir evde de yaşayabilirler” yargısında aslında kendinize değersizlik duygusu zerk etmiş oluyorsunuz. Eğer siz kendinize o villayı layık görmüş olsaydınız o aile hakkında bu yargıyı da yapmazdınız. Ne kadar farklı bir bakış açısı değil mi?

Mesela İnsanların ne kadar kazandıklarıyla ilgilenmeyin

Bazen insanın içini yiyip bitiren bir soru değilmi bu. Acaba ne kadar kazanıyor?

İnsanların kazandıkları da harcadıkları da kendilerinedir. Bu kazançtan bir beklenti içinde olmayın. Yani diyelim ki o malum aileye miras kaldı, piyangodan yüklü bir para çıktı ya da yaptıkları iş çok kazanç getirdi.

Böyle olduğu zaman şu düşünce içinde olmayın

“nasılsa xxx den para isterim verir”

“zamanında o kadar yardım ettim ee artık sıra onlarda”

Bunun gibi para beklentisi içinde olmak size zarar verir. Tabiiki vicdani şekilde ellerinden geldiğince yapılabilen yapılmalıdır. Ama bu durumun zorlanmaması ve bu sınırın geçilmemesi gerekir. Kısacası yine bu durum yargı alanına bağlanır. Ola ki sizin beklentiniz dışında tepki verilirse yine yargılamaya ve zehirlenmeye başlayacaksınız.

Sürekli şükür edin..

Belki birçoğunuza klasik gelecek ama bu şükretme işini doğru yapamıyoruz. Sürekli negatife odaklanırsanız mutsuz olursunuz. Bulunduğunuz ortamdan sahip olduğunuz herşeye şükredin.

Biraz daha açalım bunu. Şükretmek az ile yetinmek demek değildir. Tam aksine neye şükrederseniz onu çoğaltırsınız. Örneğin bir fatura ödeyeceksiniz. Her ay bu faturayı ödediğinizde aklınızdan şu cümle geçmesin

-yine ödüyoruz Allah kahretsin

-bir türlü kurtulamadım şunu ödemekten

Bu ve bunun gibi şikayetler dolu cümleler kuruyorsanız mutsuz kalmaya devam edersiniz. Peki ne yapmalı? Yine bu örnek üzerinden gidersek bu faturayı öderken aklınızdan şu düşünce geçmeli.

-çok şükür durumum var ki ödüyorum, ödeyebiliyorum.

ya da

-şükürler olsun ki para kazanabiliyorum ve o şey her ne ise onu alabilecek gücüm var.

Bu örnekler çoğalır gider yeter ki farkındalığınızı olmayana değil, olana yönlendirin.

Bu yukarıda da bahsettiğim gibi az ile yetinmeye çalışmak demek değildir. İstediğiniz yada dilediğiniz birşey olmuyor sa elbette ki zamanı vardır. Herşey olması gerektiği zamanda olur buna inanın.

Önceden olması için kendinizi tabiri caizse yırttığınız bir olay bir eşya olmadı mı? Zaman geçti, günler geçti.. sonrasında dönüp o olaya yada duruma baktığınızda “iyiki de olmamış” dediğiniz çok olmuştur. işte bu durum o olayı unuttuğumuzdan değil kesinlikle daha iyi si karşımıza çıktığındandır.

Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim “Ayağına taş bağlama” söylemini açmaya. Bunu meşhur bir hikaye ile bağdaştırmak istiyorum.

Birgün bir profesor öğrencilerinin hepsinden yanlarında 5 er kg patates getirmesini istemiştir. Ertesi gün her öğrenci elinde 5 kg patates le sınıfa gelir. Profesörün tek bir şartı vardır. “Ne olursa olsun nereye giderseniz gidin bu poşetteki patatesleri yanınızdan ayırmayacaksınız” demiştir. “Akşam arkadaşlarınızla buluşmaya gittiğinizde, sevgilinizle yemeğe gittiğinizde kısacası heryere götüreceksiniz” demiştir. 1 ay sonra sınıfa geldiğinizde tekrar bu patatesleri getireceksiniz. Öğrencilerle 1 ay sonra buluştuğunda herkeste bir memnuniyetsizlik bir şikayet vardır ve sınıfta kötü bir koku oluşmuştur. Çünkü yanlarında taşıdıkları patatesler çürümeye ve kokuşmaya başlamıştır. Ve bunun yanın sıra sürekli yanlarında taşıdıkları için artık ağırlaşmaya başlamıştır bu patatesler. profesor kötü ve negatif düşüncelerin de bu patatesler gibi sürekli yanlarında taşıdıklarında kokuşmaya başladığını ve ağırlaştırdığını söyler. her negatif düşünce ve tabiri caizse dedikodu, bu torbaya attığınız patates tir.

Yani insanlar hakkında yapılan her kötü yorum her kötü yargı ayağımıza bağladığımız taştır. Sizi ağırlaştırır. Bu fiziki bir ağırlaştırma olmaz ilk zamanlar tamamen ruhsal bir ağırlaşma hissedersiniz daha sonra ruhsal sıkıntılarınızın fiziki yansımaları olur. Hiç mi insanları yorumlamayalım ? dediğinizi duyar gibiyim. Tabiiki yorumlayın ama yargı alanından değil. Sizin, “Neden böyle yapmadı ?” dediğiniz olayın belki 10 defa üzerinden geçmiştir nereden bileceksiniz ki ?

O  yüzden yüklerinizi atın üzerinizden..

 

Beklentiyi azaltın..

Mutsuz ve şikayet eden insanların geneline baktığınızda ortak noktalarının beklenti içinde olmak olduğunu göreceksiniz. Nedir bu beklenti içinde olmak peki? Zamanında yaptığınız bir iyilik karşısında yada zamanında iyi geçindiğiniz birisinden bir istekte bulunmak olabilir mesela. O zaman şu yorumu yapabilir miyiz peki! Sizin zamanında yaptığınız iyilikler de aslında karşılıksız değildi. Belki bilinçli zihninizde ” ne alakası var? ” diyebilirsiniz. Ama bilinçaltınızda farklı bir duygu ve istek olabilir.

Ben tamamen kötü bir insan olun kimseye iyilik yapmayın demiyorum. Tabiiki fıtrat gereği kimi insanlar zor durumdaki kişilere yardım edebilir. Ama bunu yaparken bilinçli ve iradi olarak olarak karşılık beklemediğinizi kendinize söyleyin. Çünkü bilinçaltınızda alma verme yasası her zaman aktif tir. Siz herhangi bir konuda bir iyilik yaptığınızda (verme yasası), arka planda bir beklenti (alma yasası) oluşur. Günlük hayatımızda karşılaştığımız bir örnek verecek olursam; birşey yapmak istemiyoruz mesela ama onun bende kredisi var bunu yapmak durumundayım diye kendimizi zorluyoruz. Yada şu işi yapalım da bizimde ona işimiz düşer gibi kendimizi yanılgıya ve beklentiye sokuyoruz.

Ve işte püf noktası.. Hiç kimseden herhangi bir konuda beklenti içinde olmayın. Bu benim eşimdir, dostumdur, annemdir, babamdır, kardeşimdir, oğlumdur, kızımdır tabiiki yapacak(!) demeyin. Unutmayın ki kişiler bu beklentinizi karşılamak mecburiyetinde değildirler. Eğer o beklediğiniz şey her ne ise durumunuz varsa kendiniz yapın. Tabiri caizse kendi ayağınız üzerinde durun. Tam tersini düşünün birde beklentiniz yok ve o kişiler sizin beklentinizi sağladı. Bu durum size bonus mutluluk olarak dönecektir.

Beklenti içinde olduğunuzda ne olur biliyor musunuz? Kişiler eğer O beklentinizi karşılayamazlarsa kendinizi kötü hissedip bu sefer de keşke girdabına kapılıyorsunuz. Keşke yapmasaydım, keşke almasaydım, keşke vermeseydim gibi.. Bu girdap  uzar gider ve biliyorsunuz ki bu keşke ler vücudu hasta eder. diyabet başta olmak üzere bir çok hastalıklara davetiye çıkarmış olursunuz.

Mutluluğun yolu çok basittir. İnsanları olduğu gibi kabul edin. Neden cimrisin? Neden sorumsuzsun? Neden para tutamıyorsun? Bu negatif sorular sizin kendi ayağınıza bağladığınız enerji çapalarından başka birşey değildir. Kime göre neye göre cimrilik? Kime göre neye göre sorumsuzluk? Bu durum bile beklenti dir. Herkesi kendiniz gibi beklediğiniz ve öyle davranmasını istediğiniz için yargılıyor ve üzülüyorsunuz. Kendinizi bu duygudan özgür bırakın. Bu yargılar ve enerji çapaları sizi aşağıya çeker.

Aşağıya çekilmemek için enerjinizi dışarıya değil kendi içinize harcayın. Etrafı değiştirmeye çabalamayın ve hayata direnmeyin, bırakın aksın. Siz bakış açınızı değiştirdiğinizde o şikayet ettiğiniz kişilerin ve hayatın aslında size yol gösteren bir işaret dizisi olduğunu da fark edersiniz.

Kötüye odaklanma An’da kal!

İnsanlar, ağızlarında ki bir diş i kaybedince sürekli oraya odaklanırlar. Dil, sürekli o boşluğa değer ve bu durum kötü bir hissiyat verir.

Halbu ki diğer sağlam dişlere odaklanmaya başladığın an işte o zaman dünyan değişir. Çünkü giden gitmiştir zaten. Sağlam olan dişlerle yemek yemeye devam edebilir ve hayatını sürdürebilirsin.

Yaşadığımız olaylar da bu şekilde, sürekli kötüye, kötü olana odaklanırsak hayatınızda zaten hali hazırda iyi giden durumları gözden kaçırırsınız. Hayattan zevk alın. Geçmişe veya geleceğe takılarak, kafa yorarak enerjinizi tüketmeyin. Hayat “an” dan ibaret.