Mutlu musun ?

Nasıl mutlu olunur biliyor musunuz? Aslında bir çok kişinin mutlu olma kriteri farklılık gösterir. Örneğin, “bir arabam olsa çok mutlu olurdum”. Ya da “şu kişiyle sevgili olsaydım çok mutlu olurdum” gibi.

Halbuki bu kriterler fiziki mutluluk(!) sağlayan şeylerdir ki aslında bana göre bunun adı haz dır . Mutluluk içten dışa doğru olur. Ruhunuz mutlu olduğu zaman zaten kendinize şuyum olsa buyum olsa diye kısıtlama koymadan da mutlu olursunuz.

İşte size bazı püf noktaları örneklendirerek anlatıyorum ki bazı söylemler havada kalmasın..

Mesela İnsanların nerede oturduklarıyla ilgilenmeyin.

Ne demek bu? Diyelim ki bir aile var çok kötü baraka gibi bir evde yaşıyor. Siz kendi kendinize

-neden bu evde yaşıyor ki?

-Halbuki o kadar da kazanıyorlar.

-Cimriliklerinden daha iyi bir eve taşınmıyorlar.

-ya demekki durumları çok kötü vah vah tüh tüh.

Gibi gibi aklınızdan bu ve buna benzer cümleler ve sorular uzayıp gidiyorsa ayağınıza taşı bağladınız demektir. Ne demek “taş bağlamak”?. Yazımın ilerleyen kısımlarında anlatacağım.

Bunun tam terside mümkün olabilir. Diyelim ki bu aile villada yaşıyor. Gayet güzel ve nezih bir yerdeler.

Yine siz..

-o kadar borçları var neden bu evde yaşıyorlar ki?

-villa diyorlar kendi kendilerine ama bu bildiğin müstakil ev?

-ne gerek vardı daha normal bir evde de yaşayabilirler.

Gibi gibi uzaar gider bu yargılamalar. Zihninizin sınırı yoktur. Fakat her  cümleniz aslında sizin Zihninizin aynasıdır. Mesela son cümledeki “normal bir evde de yaşayabilirler” yargısında aslında kendinize değersizlik duygusu zerk etmiş oluyorsunuz. Eğer siz kendinize o villayı layık görmüş olsaydınız o aile hakkında bu yargıyı da yapmazdınız. Ne kadar farklı bir bakış açısı değil mi?

Mesela İnsanların ne kadar kazandıklarıyla ilgilenmeyin

Bazen insanın içini yiyip bitiren bir soru değilmi bu. Acaba ne kadar kazanıyor?

İnsanların kazandıkları da harcadıkları da kendilerinedir. Bu kazançtan bir beklenti içinde olmayın. Yani diyelim ki o malum aileye miras kaldı, piyangodan yüklü bir para çıktı ya da yaptıkları iş çok kazanç getirdi.

Böyle olduğu zaman şu düşünce içinde olmayın

“nasılsa xxx den para isterim verir”

“zamanında o kadar yardım ettim ee artık sıra onlarda”

Bunun gibi para beklentisi içinde olmak size zarar verir. Tabiiki vicdani şekilde ellerinden geldiğince yapılabilen yapılmalıdır. Ama bu durumun zorlanmaması ve bu sınırın geçilmemesi gerekir. Kısacası yine bu durum yargı alanına bağlanır. Ola ki sizin beklentiniz dışında tepki verilirse yine yargılamaya ve zehirlenmeye başlayacaksınız.

Sürekli şükür edin..

Belki birçoğunuza klasik gelecek ama bu şükretme işini doğru yapamıyoruz. Sürekli negatife odaklanırsanız mutsuz olursunuz. Bulunduğunuz ortamdan sahip olduğunuz herşeye şükredin.

Biraz daha açalım bunu. Şükretmek az ile yetinmek demek değildir. Tam aksine neye şükrederseniz onu çoğaltırsınız. Örneğin bir fatura ödeyeceksiniz. Her ay bu faturayı ödediğinizde aklınızdan şu cümle geçmesin

-yine ödüyoruz Allah kahretsin

-bir türlü kurtulamadım şunu ödemekten

Bu ve bunun gibi şikayetler dolu cümleler kuruyorsanız mutsuz kalmaya devam edersiniz. Peki ne yapmalı? Yine bu örnek üzerinden gidersek bu faturayı öderken aklınızdan şu düşünce geçmeli.

-çok şükür durumum var ki ödüyorum, ödeyebiliyorum.

ya da

-şükürler olsun ki para kazanabiliyorum ve o şey her ne ise onu alabilecek gücüm var.

Bu örnekler çoğalır gider yeter ki farkındalığınızı olmayana değil, olana yönlendirin.

Bu yukarıda da bahsettiğim gibi az ile yetinmeye çalışmak demek değildir. İstediğiniz yada dilediğiniz birşey olmuyor sa elbette ki zamanı vardır. Herşey olması gerektiği zamanda olur buna inanın.

Önceden olması için kendinizi tabiri caizse yırttığınız bir olay bir eşya olmadı mı? Zaman geçti, günler geçti.. sonrasında dönüp o olaya yada duruma baktığınızda “iyiki de olmamış” dediğiniz çok olmuştur. işte bu durum o olayı unuttuğumuzdan değil kesinlikle daha iyi si karşımıza çıktığındandır.

Şimdi gelelim yukarıda bahsettiğim “Ayağına taş bağlama” söylemini açmaya. Bunu meşhur bir hikaye ile bağdaştırmak istiyorum.

Birgün bir profesor öğrencilerinin hepsinden yanlarında 5 er kg patates getirmesini istemiştir. Ertesi gün her öğrenci elinde 5 kg patates le sınıfa gelir. Profesörün tek bir şartı vardır. “Ne olursa olsun nereye giderseniz gidin bu poşetteki patatesleri yanınızdan ayırmayacaksınız” demiştir. “Akşam arkadaşlarınızla buluşmaya gittiğinizde, sevgilinizle yemeğe gittiğinizde kısacası heryere götüreceksiniz” demiştir. 1 ay sonra sınıfa geldiğinizde tekrar bu patatesleri getireceksiniz. Öğrencilerle 1 ay sonra buluştuğunda herkeste bir memnuniyetsizlik bir şikayet vardır ve sınıfta kötü bir koku oluşmuştur. Çünkü yanlarında taşıdıkları patatesler çürümeye ve kokuşmaya başlamıştır. Ve bunun yanın sıra sürekli yanlarında taşıdıkları için artık ağırlaşmaya başlamıştır bu patatesler. profesor kötü ve negatif düşüncelerin de bu patatesler gibi sürekli yanlarında taşıdıklarında kokuşmaya başladığını ve ağırlaştırdığını söyler. her negatif düşünce ve tabiri caizse dedikodu, bu torbaya attığınız patates tir.

Yani insanlar hakkında yapılan her kötü yorum her kötü yargı ayağımıza bağladığımız taştır. Sizi ağırlaştırır. Bu fiziki bir ağırlaştırma olmaz ilk zamanlar tamamen ruhsal bir ağırlaşma hissedersiniz daha sonra ruhsal sıkıntılarınızın fiziki yansımaları olur. Hiç mi insanları yorumlamayalım ? dediğinizi duyar gibiyim. Tabiiki yorumlayın ama yargı alanından değil. Sizin, “Neden böyle yapmadı ?” dediğiniz olayın belki 10 defa üzerinden geçmiştir nereden bileceksiniz ki ?

O  yüzden yüklerinizi atın üzerinizden..

 

Beklentiyi azaltın..

Mutsuz ve şikayet eden insanların geneline baktığınızda ortak noktalarının beklenti içinde olmak olduğunu göreceksiniz. Nedir bu beklenti içinde olmak peki? Zamanında yaptığınız bir iyilik karşısında yada zamanında iyi geçindiğiniz birisinden bir istekte bulunmak olabilir mesela. O zaman şu yorumu yapabilir miyiz peki! Sizin zamanında yaptığınız iyilikler de aslında karşılıksız değildi. Belki bilinçli zihninizde ” ne alakası var? ” diyebilirsiniz. Ama bilinçaltınızda farklı bir duygu ve istek olabilir.

Ben tamamen kötü bir insan olun kimseye iyilik yapmayın demiyorum. Tabiiki fıtrat gereği kimi insanlar zor durumdaki kişilere yardım edebilir. Ama bunu yaparken bilinçli ve iradi olarak olarak karşılık beklemediğinizi kendinize söyleyin. Çünkü bilinçaltınızda alma verme yasası her zaman aktif tir. Siz herhangi bir konuda bir iyilik yaptığınızda (verme yasası), arka planda bir beklenti (alma yasası) oluşur. Günlük hayatımızda karşılaştığımız bir örnek verecek olursam; birşey yapmak istemiyoruz mesela ama onun bende kredisi var bunu yapmak durumundayım diye kendimizi zorluyoruz. Yada şu işi yapalım da bizimde ona işimiz düşer gibi kendimizi yanılgıya ve beklentiye sokuyoruz.

Ve işte püf noktası.. Hiç kimseden herhangi bir konuda beklenti içinde olmayın. Bu benim eşimdir, dostumdur, annemdir, babamdır, kardeşimdir, oğlumdur, kızımdır tabiiki yapacak(!) demeyin. Unutmayın ki kişiler bu beklentinizi karşılamak mecburiyetinde değildirler. Eğer o beklediğiniz şey her ne ise durumunuz varsa kendiniz yapın. Tabiri caizse kendi ayağınız üzerinde durun. Tam tersini düşünün birde beklentiniz yok ve o kişiler sizin beklentinizi sağladı. Bu durum size bonus mutluluk olarak dönecektir.

Beklenti içinde olduğunuzda ne olur biliyor musunuz? Kişiler eğer O beklentinizi karşılayamazlarsa kendinizi kötü hissedip bu sefer de keşke girdabına kapılıyorsunuz. Keşke yapmasaydım, keşke almasaydım, keşke vermeseydim gibi.. Bu girdap  uzar gider ve biliyorsunuz ki bu keşke ler vücudu hasta eder. diyabet başta olmak üzere bir çok hastalıklara davetiye çıkarmış olursunuz.

Mutluluğun yolu çok basittir. İnsanları olduğu gibi kabul edin. Neden cimrisin? Neden sorumsuzsun? Neden para tutamıyorsun? Bu negatif sorular sizin kendi ayağınıza bağladığınız enerji çapalarından başka birşey değildir. Kime göre neye göre cimrilik? Kime göre neye göre sorumsuzluk? Bu durum bile beklenti dir. Herkesi kendiniz gibi beklediğiniz ve öyle davranmasını istediğiniz için yargılıyor ve üzülüyorsunuz. Kendinizi bu duygudan özgür bırakın. Bu yargılar ve enerji çapaları sizi aşağıya çeker.

Aşağıya çekilmemek için enerjinizi dışarıya değil kendi içinize harcayın. Etrafı değiştirmeye çabalamayın ve hayata direnmeyin, bırakın aksın. Siz bakış açınızı değiştirdiğinizde o şikayet ettiğiniz kişilerin ve hayatın aslında size yol gösteren bir işaret dizisi olduğunu da fark edersiniz.

Kötüye odaklanma An’da kal!

İnsanlar, ağızlarında ki bir diş i kaybedince sürekli oraya odaklanırlar. Dil, sürekli o boşluğa değer ve bu durum kötü bir hissiyat verir.

Halbu ki diğer sağlam dişlere odaklanmaya başladığın an işte o zaman dünyan değişir. Çünkü giden gitmiştir zaten. Sağlam olan dişlerle yemek yemeye devam edebilir ve hayatını sürdürebilirsin.

Yaşadığımız olaylar da bu şekilde, sürekli kötüye, kötü olana odaklanırsak hayatınızda zaten hali hazırda iyi giden durumları gözden kaçırırsınız. Hayattan zevk alın. Geçmişe veya geleceğe takılarak, kafa yorarak enerjinizi tüketmeyin. Hayat “an” dan ibaret.