Sadeleş..

Şimdi küçük bir egzersizle başlayalım. Herkes her nerede bulunuyor ise oradaki tüm eşyalara göz gezdirsin. Örneğin işyerinizdeyseniz masanızın üzerine bir bakın.

Kullanmadığınız ne kadar çok eşya var ? Gün içerisinde gerek oluyor dursun deyip masanızı kalabalıklaştıran kaç adet malzeme var ?

İşte bu gördüğünüz dağınıklık aslında zihninizin bir yansıması. Zihniniz nasılsa yaşadığınız yer de ona dönüşüyor. Eğer kalabalık, dağınık bir masanız veya odanız var ise içinize dönüp hangi konularda karmaşıklık yaşadığınıza bakabilirsiniz.

Çok anlaşılır bir matematiği var aslında. Düzenli bir evde veya masada, aradığınız herşeyi bulabiliyorsunuz yani o aradığınız her ne ise bulmak için çaba sarfetmiyorsunuz. Dolayısı ile enerjinizi de harcamıyorsunuz. Birbirleri ile zincirleme bağlantıları var. Çoğu insanın davranışlarını incelediğinizde hayatlarında yeni kararlar almaya çalışanların veya yeni düzen oturtmaya çalışan insanların ilk önce masalarını veya dolaplarını düzenlemeye çalıştıkları görülür. Bunu yaparken de zevk alırlar. Aslında içgüdüsel bir harekettir bu zihinsel olarak oraya yeni enerjileri davet etmek için yapılan bir dürtüdür.

sadeleşmek

Ne kadar sade yaşarsanız hayattan o kadar zevk alırsınız. Bu zihniyeti belirlemiş herkesin tanıdığı insanlara göz atalım. Örneğin Acun ılıcalı. Sürekli neden siyah t-shirt giyiyor? Çünkü her sabah “ne giyeceğim?” sorusuna enerji harcamamak için. İnsanların büyük çoğunluğu “Bugün ne giysem?” sorusunu yanıtlarken harcadıkları enerjileri görseler eminim tek tip giyinirlerdi. Acun ılıcalı gibi bir çok dünyaca tanınmış kişiler dikkat ettiyseniz sade giyinmeye özen gösterir. Çünkü enerjilerini boşa harcamak istemezler.

Dağınık olmak

Dağınık olmak zihnin derinlerinde yaşanan bir durumdur ve bir çok kategoride incelenir. Örneğin “Dursun lazım olur..” denilerek alınan bir çok malzemeyi ele alalım. Bir çoğumuzun evleri daha önce hiç kullanmadığı, “Belki bir gün lazım olur “ denilerek biriktirilen eşyalar ile doludur. Bunun zihinsel yansıması aslında YOKLUK BİLİNCİ dir. Geleceğe ve hayata güvenmediğinizin göstergesidir.

Evinizde bu kategoriye uyan ne kadar çok eşya var şöyle bir düşünün. Zihin karmaşıklığı yaratan bu durumdan kurtulabilmeniz için yapmanız gereken şey çok basit SADELEŞİN.  Küçük küçük başlayabilirsiniz örneğin çekmecenizin içerisini düzenleyin gereksiz gördüğünüz şeyleri atın. Yaptığınız bu küçük hareket bile zihninizde bir alan açacaktır ve hafiflik hissiyatı verecektir.

Her eşyada enerji vardır dolayısı ile fazla eşya olan evlerde de eşyaların yarattığı enerji tıkanıklığı oluşur. Atamadığınız eşyanın üzerinde durup düşünün. “Acaba Neden Atamıyorum ?” diye. Mutlaka o eşya ile kurduğunuz enerjisel bir bağlantınız vardır. Ya hatırası vardır yada siz almışsınızdır. Ama mutlaka duygusal bir enerji ile bağlanmışsınızdır.

Eşyaların Enerjisi var mıdır ?

Örneğin o eşya her ne ise çok üzüntülü bir haber aldığınız bir sırada almış olabilirsiniz.Veya tam tersi durumda söz konusu olabilir. Belkide ilk maaşınızla aldığınız bir şeydir.  Bu bağlanmışlık eğer ileriye giderse sizin an da olmanızı engeller ve sürekli sizi geçmişte tutar ve bağlar. Bu eşyalarınızdan kurtulun veya kullanmaya çalışın. Örneğin çok sevdiğiniz bir arkadaşınız size bir kalem hediye etti ve atamadınız mı? O kalemi kullanmaya gayret edin. Bunu yapmanızın nedeni o eşyanın üzerinde oluşan durağan enerjiyi harekete geçirmektir. Durağan enerjiler bataklık gibidir. Sizi sürekli içerisine çeker ve boğulsanız da fark edemezsiniz.

Bir diğer dağınıklık kategorisi ise Erteleme durumudur. Baktığınız zaman “ertelemek nasıl dağınıklığa yol açıyor?” diye sorabilirsiniz. Mesela bir kağıt kesmek için makas alıp geldiniz ve işiniz bittikten sonra “sonra geri yerine götürürüm “ deyip o makası masanızda bıraktınız. İşte bunu yaptığınız an o masanızın etrafında istemsiz şekilde bir çok şey  daha birikmenin önünü açmış olursunuz.

Benzer benzeri çeker prensibinden yola çıkarak erteleme enerjisi de kendisine benzeyen şeylerin enerjisini de kendisine çekecektir ve siz bir süre sonra yorgun bıkkın bir hale gelmiş olacaksınız. “öff kim yapacak bunu” gibi cümleler oldukça tanıdık değil mi ? işte bu tarz cümleler makası masanızda bırakmak gibi küçük görünen hareketlerin sonucunda ortaya çıkan bir durumdur.

O yüzden hiç bir şeyi ertelemeyin. ertelenen her durum zihninizde tabiri caizse RAM yiyecektir. Yani  enerjinizi çalacaktır. Bir arkadaşınızı aramanız mı gerek ? hemen arayın. Bir mail mi göndermeniz gerek ? hemen gönderin. Zihninize böylece “aktifim” mesajı vermiş olacaksınız. Hayatınızı rüzgarda savrulan yaprak gibi yaşamak yerine kendi dümeninizi tuttuğunuzu fark edecek ve değişim sağlayacaksınız. Dağınıklığın hayatınızı tıkamasına izin vermeyin. Bu tıkanıklığı açmak ve enerjiyi hayatınıza akıtmak tamamen elinizde..

Sadeleşmeyi ruhunuzda da yaşamak isterseniz daha önceki yazımın içeriğinde de birşeyler bulabileceğini düşünüyorum 🙂

Sevgiyle kalın.

 

Kelimeler, Hayatınızı Yaratır!

Daha önceki yazımda Kelimelerin Gücü nü anlatmıştım. Buradan tekrar okuyabilirsiniz.

Kelimelerin hayatımızdaki önemi oldukça fazla. Karşı taraf ile İletişim kurabilmemizin en önemli araçlarından birisidir. Ama sadece karşı taraf ile değil kendimizle de iletişim kurabilmek ve hayatımızı şekillendirmek için de kelimelere ihtiyaç duyarız.

Gün içerisinde olaylara bakış açımızı ele veren bu cümleleri yakalamak zor değil. Mesela bir örnek vermek istiyorum.

Bir olay hakkında “ Bunu yapmam imkansız” diye bir cümle kurduğunuzda bilinçaltınıza bunu yapmanızın mümkün olmayacağı mesajını veriyorsunuz. Eğer gerçekten o şey her ne ise ve yapmanız mümkün değilse bile “ bunu yapmam belki zor olabilir ama deneyeceğim” diye cümlenizi değiştirdiğinizde kendinizi daha pozitif kodlamış olupi bir çerçeve içine sıkıştırmamış olursunuz.

Yine aynı şekilde “-se, -sa” kalıplarını mümkün olduğunca kullanmamamız gerekir. Çünkü bilinçaltımız şart durumunu hiç sevmez. Mesela “ Çok çalışırsam üniversiteyi kazanabilirim” cümlesindeki şart kalıbı bu cümleyi kullanan kişiyi görünmez bir çerçeve içerisine sokar ve kişide stres yaratır. Bunun yerine “ben üniversiteyi kazanabilirim” demek daha yerinde ve basittir.

Bir diğer sihirli kelimemiz ise “ama“ dır. “Ama” nın kullanımına yine çok dikkat edilmesi gerekiyor. Çünkü “ama “ dan sonra gelen cümle dominant cümledir yani kendinizde yada karşınızdaki kişiye neyi empoze etmek  isterseniz o kelimeyi “ama“ dan sonra söylemeniz, beklediğiniz etkiyi yaratır. Yine başkasının gerçek düşüncesini öğrenmek isterseniz “ama” dan sonraki kurduğu cümleleri inceleyin. Bu açıklamamı bir örnek ile desteklemek istiyorum. Örneğin “ Yemek çok güzeldi ama yağı çok fazlaydı” gayet basit bir cümle. Burada vurgulanan ve etkiyi bırakan cümle yemeğin yağlı olması, yemeğin güzel olmuş olması hiç bir şekilde ifade yaratmıyor. Cümleyi eğer şu şekilde değiştirdiğimizi varsayalım  “ Yemek yağlıydı ama çok güzeldi” gördünüz değil mi ? aklınızda kalan ve olumlu ifade bırakan bir cümleye dönüştü.

Kendinizi de bu şekilde programlayabilirsiniz. Mesela yapmanız gereken bir görev var. Bunu kendinize “Bu görev zor görünüyor ama yapabilirim” deyin.

Asla kendinize “yapamam”, “olmaz”, “şanssızım”, “bahtsızım” gibi cümleler kurmayın. Söylediğiniz her kelime sizde bir iz bırakır ve her ne söylüyorsanız ona dönüşürsünüz. Sürekli “elimi attığım herşey kuruyor “ derseniz gerçekten de elinizi attığınız herşey tabiri caizse kurur hiç bir malın yada paranın bereketini göremezsiniz. Aslında siz öyle olduğunuz için bu cümleyi söylemiyorsunuz, o cümleyi kurduğunuz için öylesiniz.

Aynı şekilde “istiyorum” kelimesi de olumlu gibi görünse de aslında istediğimiz şeyin dışında hareket eder. Örneğin “Çok param olsun istiyorum” derseniz sürekli isteme modunda kalırsınız yada hep paraya ihtiyaç duyacağınız olaylarla karşılaşırsınız. Bunun yerine “para bana hep akar” ya da “Bolluk içerisindeyim” cümlelerini kurmaya özen gösterin. Kısacası kendinizde ne görmek istiyorsanız onu söyleyin. “Çok şanslıyım“ deyin bakın bir süre sonra nasıl şansınız yaver gelecek.

“Harika bir hayatım var”.

Bu cümle oldukça olumlu frekans içeren bir cümledir. Bu cümleyi her tekrar ettiğinizde frekansınız yükselecek ve gerçekten harika bir hayatınız olacak. Cümleleri söylerken dikkat etmeniz gereken şey bunun hissiyatında olmanız. “Harika bir hayatım var” derken gerçekten öyle bir hayatınız varmışçasına bir duyguyla söylerseniz. O hayatı tabiri caizse yaratmış olursunuz.

Yaratım sizin elinizde. Tek yapmanız gereken şey duygularınıza,  kelimelerinize ve düşüncelerinize dikkat etmek.

Kelimelerin gücü

Gün içerisinde kullandığınız cümlelere hiç dikkat ettiniz mi ? En basitinden Nasılsın ? sorusuna nasıl cevap verirdiniz ?

 

Çevremizdeki çoğu insan “Nasılsın ?” sorusuna ya “iyiyiym” ya “sürünüyorum” ya “ idare eder “  “eh işte “ vb bunun gibi ya olumsuz yada belirsizlik içeren kelimelerle yanıt veriyoruz.

 

Gün içerisinde söylediğiniz bir çok kelime sizin ruh halinize istemli yada istemsiz modlar enjekte eder. Şunu kendinizde deneyin mesela. Enerjiniz düşük olduğu anlarda kendinize “ Süperim” “Kendimi çok iyi hissediyorum” gibi telkinler verin. Bu cümleler tabiiki sihirli değnek gibi bir anda modunuzu yukarıya çıkarmaz ama kendinizi takip ederek modunuzun nasıl yükselişe geçtiğine şahit olabilirsiniz.

 

Eğer genellikle “idare eder”  durumundaysanız ve bu cümleyi sürekli kuruyorsanız siz sürekli idare eden pozisyonda kalırsınız. Ya da “sürünüyorum” cevabını veriyorsanız tabiri cazise bahsettiğiniz şekilde sürünme(!) pozisyonunda kalırsınız.

 

Bilinçaltının doğru veya yanlış karar mekanizması yoktur. Şaka anlamaz. Yani bir ortamda sırf şaka olsun diye nasılsın sorusuna “sürünüyorum” cevabını vermişseniz bilinçaltınız bunu emir olarak alacak ve sistemi ona göre kuaracaktır. Yani gerçekten süründüğünüz(!) bir moda geleceksiniz. Tabiiki bu cümlelerin sıklığı ve cümleyi kurduğunuzdaki duygu durumunuz da çok önemlidir.

 

Kelimelerin gücü gerçekten azımsanmayacak kadar büyük. Kendinizi programlıyorsunuz bir nevi. Dilinizden ne dökülüyorsa o na dönüşüveriyorsunuz. O yüzden bir cümle kurarken iki kere düşünmekte fayda var.

 

Bu negatif frekanslı kelimelere başka bir örnek ise “Nefret ediyorum” cümlesidir. Günlük konuşmanızda ne kadar fazla kullanıyorsanız o kadar karamsarlık ve olumsuzluk peşinizi bırakmaz. Kendinizde test edin bunu. Örneğin 1 ay boyunca  bu “ Nefret ediyorum?” cümlesini kullanmayın. O cümle ağzınızdan çıkacakken kendinizi durdurun. Alternatif cümleler bulun örneğin “ bunu tercih etmiyorum “ gibi. Bakın hayatınızda ne gibi değişiklikler olacak.

 

Bazı insanların başlarına hep korktukları şeyler, olaylar, durumlar vs gelir hiç dikkat ettiniz mi ?.  Sonra da “ Ben demiştim” derler. Bu olasılığın iki yansıması vardır. Birincisi o istemediği olay her ne ise onu sürekli telaffuz ederek hayatına çekmiştir. Diğeri ise o olay yada durum her ne ise ondan korkuyor olmasıdır. Korku frekansı en yüksek frekanslar arasındadır. Yani olmasını istemediğiniz bir olay varsa üzerinde sürekli düşünüp adeta çekim girdabı oluşturursunuz. Bunun yerine olmasını istediğiniz olaya yoğunlaşarak bilinçaltınızı o tarafa yönlendirin. Örneklendirmek istersem Mesela bir sınavdan mı korkuyorsunuz ? Şunu yapmayın “ kesin kötü geçecek” “düşük puan alırsam ne yaparım” gibi olumsuzluk içeren cümleler kurmayın. Onun yerine sınavı kazandığınızı imgeleyin.

 

Sınav örneğinden gidecek olursam. Şu yöntemi de denemenizi şiddetle tavsiye ederim. Kendinize sürekli sorular sorun. Ve kendinize cevaplar verin.  Örneğin “sınavı kazanamazsam ne olur “ sorusuna “ dersten kalırım” diye cevaplayın. bu sarmalı devam ettirin. Örneğin “ dersten kalırsam ne olur ?” sorusuna “ belki sınıfta kalırım “ deyin “ sınıfta bir sene daha kalsam ne olur “ sorusuna  “ ailem kızar “ deyin ve bu şekilde en kötüsü ve en dip şekilde soru sormaya ve cevap vermeye devam edin. Göreceksiniz ki kuyunun dibine indiğinizde bilinçaltınız rahatlayacak. Çünkü hayalinizde en kötüsünü yaşadınız. Unutmayın ki bilmediğiniz şey size stres yaratır. Siz o evreleri kendinize sorular sorarak ve cevaplar vererek yaşadınız ve en dibe kadar geldiniz. Bundan daha ilerisi yok. Hal böyle olunca o korktuğunuz durum her ne ise artık öyle bir korkunuz kalmamış olacaktır.

 

Kelimelerin gücüne tekrar dönecek olursam, Sürekli yapma, etme, yapmamalıyım, etmemeliyim gibi kelimeler kullanmayın. Bilinçaltınız kelimenin köküne bakar. Ne demek bu ? Yani bir olayı kendinize sürekli “hasta olmamalıyım” diye telkin ediyorsanız. Bilinçaltınız “Hasta ol” yada “Hasta” kelimelerini algıladığı için kendinizi bir süre sonra kötü hissedersiniz ve muhtemelen hasta olursunuz. bunun yerine yine “ hasta olmamalıyım” cümlesi üzerinden gidecek olursam “Sağlıklıyım” yada “Sağlıklı olmalıyım” gibi cümlenin “Sağlık” tarafının baskın olduğu cümleler kurmak gerekir.

 

Bilnçaltınızı bir çocuk gibi düşünün onu sürekli sevgiyle besleyin. Sevgi dolu düşünceler geçirin aklınızdan. Bu demek değildir ki dünyayı toz pembe görün. Hayır tam aksine olaylara sadece  at gözlüğü ile bakmayın. Yani birisi veya bir olay hakkında kesin hükümlü konuşmayın, “kesin şu sebeple yapmıştır” demeyin mesela. Kafanızda şüphe var ise muhatabına sorun düşüncenizi netleştirin. Unutmayın ki bilgi özgürlüktür.